BİLİNMESİ GEREKEN VERGİ HUKUKU TERİMLERİ

Vergi mevzuatında sık geçen terimlerin anlamları, öz ve yalın şekilde açıklanmıştır.

BİLİNMESİ GEREKEN VERGİ HUKUKU TERİMLERİ

Vergi hukukunda geçen bazı kelimeler aşağıda tanımlanmaya çalışılmıştır. Faydalı olmasını ümit ederim.

1-    Yevmiye Defteri:

Bilanço esasına göre tutulması zorunlu olan defterlerden biridir. Kayda geçirilmesi gereken işlemlerin tarih sırası ile maddeler halinde tertiplenerek yazıldığı defterdir. Yevmiye defteri ciltli ve sayfaları sıra numaralı olur. Mükellefler dilerlerse müteharrik yapraklı yevmiye defteri kullanabilirler (VUK m. 183).  Bu defterin kullanılabilmesi için Vergi Usul Kanunu’nun defter tasdikine ilişkin hükümlerine göre tasdik ettirilmesi gereklidir. Yevmiye defterine geçirilecek kayıtlar haklı sebep olmaksızın on günden fazla geciktirilemez.

2-    Amme borçlusu:

Amme alacağını ödemek zorunda olan gerçek ve tüzel kişidir. Başta vergi mükellef ve sorumlusu amme borçlusu olmakla birlikte, duruma göre kanuni temsilci veya mirasçılar, veli, vasi, kayım, kefil, yabancı kişi ve kurumların kanuni temsilcileri de amme borçlusun olabilir (6183 sayılı Kanun m. 3).

3-    Vergi Dairesi

Mükellefi tespit eden, vergi tarh eden, tahakkuk ettiren ve tahsil eden dairedir.

Mükelleflerin vergi uygulaması bakımından hangi vergi dairesine bağlı oldukları vergi kanunları ile belirlenir (VUK m. 4). Örneğin Gelir Vergisi Kanunu’nun 92’inci maddesine göre yıllık beyanname, tam mükellefiyette vergiyi tarha yetkili vergi dairesine, dar mükellefiyette Türkiye’de vergi muhatabı mevcutta onun Türkiye’de oturduğu yerin, Türkiye’de muhatabı yoksa işyerinin (işyeri birden fazla ise bu işlerinden herhangi birisinin) bulunduğu yer vergi dairesine verilir.

4-    Mükellef

Vergilendirmenin pasif süjesidir. Vergiyi doğuran olayın kişiliğinde gerçekleştiği ve kendi mal varlığından, vergi borcunu ödemek zorunda kalan kişidir.

Vergi Usul Kanunu’nun 8’inci maddesinde mükellef; vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlanmıştır. Kanuni tanım bu olmakla beraber, tüzel kişiliği haiz olmadığı halde mükellef olarak vergilendirilen kurumlar da vardır. Örneğin tüzel kişilikleri olmadığı halde iş ortaklığı ile dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler kurumlar vergisi mükellefleridir. Bunların tüzel kişiliklerinin olmaması mükellefiyetlerini etkilemez.

Mükellef kanunla belirlenir. Kanun dışında başka bir normla, örneğin; tüzük veya yönetmelikle mükellef belirlenmesi hukuken mümkün değildir. Vergi mükellefiyeti vergiyi doğuran olayla birlikte gerçekleşir. Vergiyi doğuran olay da her vergi bakımından ayrı ayrı kanunlarında gösterilmiştir.

Vergi sistemimizde mükellef olmak için medeni hakları kullanma ehliyeti şart değildir. Vergi hukukunda ehliyet kavramının anlamı; ödeme gücüdür. Dolayısıyla, küçük veya kısıtlı da vergi mükellefi olabilir. Ancak bunların vergisel ödevleri kanuni temsilcileri (veli veya vasi) tarafından yerine getirilir. Ayrıca, vergiyi doğuran olayın kanunlarca yasaklanmış olması mükellefiyeti kaldırmaz (VUK m. 9).

Vergi kanunları ile kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete ilişkin özel sözleşmeler vergi dairesini bağlamaz (VUK m.8). Dolayısıyla, mükellefiyetin özel sözleşmelerle değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması mümkün değildir çünkü vergilendirme ilişkisi, devletle birey arasında eşitsiz ve dikey bir ilişki olup, devlet açısından ise kamu hukukuna dayanır ve cebri niteliğe sahiptir.

5-    Vergi Sorumlusu:

Belirli durumlarda, verginin ödenmesi veya vergi ile ilgili ödevler bakımından mükellefin yerine geçerek vergi dairesi ile karşı karşıya gelen kişidir. Vergi Usul Kanunu’nun 8. maddesinde, verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişi olarak tanımlanmıştır. Yine aynı maddede, vergi kanunları ile kabul edilen haller müstesna olmak üzere, vergi sorumluluğuna ilişkin özel sözleşmelerin vergi dairesini bağlamayacağı, ayrıca kanunun müteakip maddelerinde geçen mükellef deyiminin, vergi sorumluları için de geçerli olduğu belirtilmiştir. Buna göre kanunda aksine hüküm olmadıkça sözleşme yoluyla sorumluluk yaratılamayacağı gibi sözleşme yapmak suretiyle kimse sorumluluktan kurtulamayacaktır.

Vergi sorumluları genel olarak mükellef ile hukuki veya fiili yönden yakın ilişkisi bulunan kişilerdir. Gerçek veya tüzel kişi olabilirler. Ancak vergi sorumlusunun maddi bir vergi borcu yoktur. Vergi idaresi asıl mükellefin vergi borcu nedeniyle vergi sorumlusunu muhatap olarak alır. Vergiyi doğuran olay her zaman mükellefin kişiliğinde gerçekleşir ve mükellef, vergi borcunu mal varlığından öder. Bu iki özellik mükellef ile vergi sorumlusunu birbirinden ayıran temel özelliklerdir.

Kanunlarımıza göre; kanuni temsilciler, vergi tevkifatı yapmak zorunda olanlar ve kanuni mirasçılara vergi sorumlusu için verilebilecek başlıca örneklerdir.

Vergi sorumlusu, yukarıda belirtildiği gibi mükellefin vergi borcunu ilke olarak yine mükellefin mal varlığından öder. Ancak sorumlunun, ödevini kasıt veya ihmal ile yerine getirmemiş olması halinde ise, mükellefin mal varlığından temin edilemeyen vergi alacakları, sorumlunun malvarlığından tahsil edilir. Vergi sorumlusu bu şekilde ödediği vergiler için mükellefe rücu edebilir.

Mükellefin kendi borcundan sorumluluğu tüketime dayalı yansıtılabilen vergilerde kanunda mükellef olarak öngörülen kişilerin bu vergilerin ödenmesine ilişkin sorumluluğu ve birden çok kişinin aynı verginin mükellefi olması gibi durumlar ise vergi sorumluluğu kapsamında değerlendirilemez.

6-    Verginin Tarhı

Devlet açısından vergi alacağının, birey açısından ise vergi borcunun kanunlarda gösterilen matrah ve nispetler üzerinden hesaplanarak bu alacağın miktar itibari ile tespit edilmesidir.

Tarh edilen verginin hüküm ifade edebilmesi için mükellefe tebliğ edilmesi, ardından tahakkuk etmesi ve nihayet tahsil edilmesi gerekmektedir. Bu yönüyle tarh işlemi; tebliğ, tahakkuk ve tahsil işlemleri ile yakın ilişki içindedir. Ayrıca tarh işleminin zamanaşımı süresi geçmeden tesis edilmesi gerekmektir. Tarh zamanaşımı süresi içinde tarh edilerek yükümlüye tebliğ edilmeyen vergi zamanaşımına uğrayarak ortadan kalkar.

Vergi sistemimizde; beyana dayanan tarh, ikmalen vergi tarhı, re’sen vergi tarhı, idare vergi tarhı, tahrire dayanan tarh olmak üzere değişik türde tarh yöntemleri vardır.

Ülkemizde 1950 yılından itibaren uygulanmaya başlayan Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Vergi Usul Kanunu ile birlikte esas olarak beyan usulü benimsenmiş olup bu usulü tamamlayıcı usul olarak i re’sen tarhiyat usulü de yaygın olarak uygulanmaktadır. Diğer tarhiyat şekilleri bu yöntemlere nazaran daha az kullanılır iken, tahrir yönteminin günümüzde uygulanma alanı kalmamıştır.

 

7-    Tebliğ (Vergi Hukukunda)

Vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesidir (VUK m. 21).

Tebliğ, vergilendirme sürecinde tarh işleminden sonra gelen en önemli aşamadır. Ayrıca tarh işleminin yanı sıra vergilendirmeye ilişkin tüm bildirimler ile yargılama aşamasındaki çeşitli işlem ve kararların ilgililere bildirimi de tebligata tabidir. Buna göre; vergi ve ceza ihbarnameleri, vergi dairesince belirli ödevlerin yerine getirilmesi için yapılan bildirimler, takdir komisyonu karaları, inceleme raporları, yoklama fişleri vb. tebligat kapsamına girer. Beyana dayanan tarhiyatta tahakkuk fişinin ayrıca tebliği gerekmez (VUK m. 25).

Vergi Usul Kanunu’na göre tebligat; ilgilinin kabul etmesi koşuluyla vergi dairesinde veya ilgilinin adresine posta ya da memur vasıtasıyla veya elektronik ortamda ya da tebligatın yapılmaması durumunda ilan yoluyla yapılır.

Vergilendirme sürecine ilişkin tebligat işlemleri Vergi Usul Kanunu’nda yer alan tebligat hükümlerine (madde 93-109) göre yapılır. 6183 sayılı Kanun’un 8’inci maddesine yapılan atıf gereği, tahsil aşamasında da yine aynı hükümler uygulanır. Ancak yargılama sırasında yargı yerince yapılacak tebligatlarda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 60. maddesi uyarınca Tebligat Kanunu Hükümleri uygulanır.

Tebliğ mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılır. Tüzel kişilere yapılacak tebliğ, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar veya cemaatler gibi tüzel kişiliği haiz olmayan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılır. Tüzel kişilerde birden fazla müdür veya temsilci varsa tebliğin bunlardan birine yapılması yeterlidir.

Tebliğ, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikamet adresinde bulunanlardan veya işyerinde memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Muhatap yerine bu şekilde kendisine tebligat yapılacak kimsenin görünüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir (VUK m. 94).

Tebliğ işleminde yapılan esasa etkili hatalar işlemi geçersiz kılar (VUK m. 108).

8-    Envanter Defteri

İşletmenin tüm mevcut, alacak ve borçlarını gösteren, bilanço esasına göre tutulması zorunlu olan defterdir.

Envanter defterine işe başlama tarihinde ve izleyen her hesap döneminin sonunda çıkarılan envanterler ve bilançolar kaydolunur. Vergi Usul Kanunu’nun 185’inci maddesi gereğince envarter defteri ciltli ve sayfaları birbirini izleyen bicinde düzenlenir. Envanter defteri, tasdiki zorunlu olan defterlerdendir.

9-    Tahakkuk:

Gerçekleştirme, bir gelir veya giderin kesin miktarını belirlemeye yönelik işlemdir.

Tarh ve Tebliği edilen bir verginin ödenmesi gereken safhaya gelmesidir. 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 22’inci maddesinde bu şekilde tanımlanan tahakkuk işleminden önce, tarh işlemi ile vergi alacağının miktarı tespit edilir. Bu miktarın tahsil edilebilmesi için mükellef veya vergi sorumlusuna Tebliği zorunlu olup ilgilinin tebliğ edilen miktara itiraz edip etmemesi ya da dava açıp açmamasına bağlı olarak tarh ve tebliğ edilen vergi ödenebilir bir aşamaya gelir ki buna verginin tahakkuku denir. Vergilendirme sürecinin özelliklerine göre verginin tahakkuk ettiği ve kesinleştiği aşamalar farklılık gösterir;

Beyana dayanan vergilerde: Beyan üzerine alınan vergiler tahakkuk fişi ile tarh ve tahakkuk ettirilir (VUK m. 25). Böylece verginin tarhı ve tahakkuku birlikte gerçekleşir. İkmalen ve re’sen tarh edilen vergilerde: tarhiyatın dava konusu yapılmaması durumunda; tarh edilen vergi ve cezaya ilişkin ihbarnamenin ilgiliye tebliğinden itibaren 30 günlük dava açma süresi içinde dava açılmaması halinde, vergi dava açma süresinin bitiminde tahakkuk eder ve aynı zamanda kesinleşir.

Tarhiyatın dava konusu yapılması halinde ise iki farklı durum söz konusu dur. Vergi mahkemesi kararının temyiz edilmemesi durumunda; tarih edilen vergi, mahkeme kararına dayanılarak düzenlenen ihbarnamenin tebliğ tarihinde tahakkuk eder. Tebliği tarihini izleyen 30 gün içinde istinaf veya temyiz yoluna gidilmemesi halinde ise kesinleşir. Vergi Mahkemesi kararına karşı kanun yoluna başvurulması durumunda vergi; başvurulan mahkemenin kararına dayanılarak düzenlenen ihbarnamenin tebliğ tarihinden kesinleşir.

VUK 376’ıncı maddesinin uygulanması: Vergi usul kanununun 376’ıncı maddesine göre, ikmalen veya re’sen tarh edilen vergiler ile indirimlerden arta kalan cezaların tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde vergi dairesine başvurularak vadesinde veya 6183 sayılı kanunda belirtilen neviden teminat gösterilmesi halinde vadenin bitiminden itibaren üç ay içinde ödeneceği bildirilirse, vergi ziyaı cezası ile usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarında indirim yapılmaktadır. Bu durumda vergi, 30 günlük süresinin bitiminde tahakkuk ederek kesinleşir. Mükellefler bu süre içinde dava da açabilirler.

Uzlaşma talebinde bulunulması: Gerek tarhiyat öncesi gerekse tarhiyat sonrası uzlaşmada; uzlaşma vaki olursa tarih edilen vergi ve cezanın uzlaşılan kısmı tahakkuk eder. Uzlaşılan vergiye ilişkin hiçbir yere müracaatta bulunulamaz. Tarhiyat öncesi uzlaşmanın vaki olmaması halinde, mükellefin tarh edilen vergi ve kesilen cezaya ilişkin ihbarnamenin tebliği tarihinden itibaren 30 gün içinde yargıya başvurma hakkı vardır.

Tarhiyat sonrası uzlaşmada, mükelleflerin uzlaşma talebinde bulunması 30 günlük dava açma süresini durdurur. Uzlaşmanın vaki olmaması halinde, buna ilişkin mükellef veya muhatabına tebliğ tarihinden itibaren genel hükümler çerçevesinde dava açılabilir. Bu durumda dava açma süresi bitmiş veya 15 günden az kalmışsa, bu süre tutanağın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün uzar.

10- Tahakkuk fişi:

Vergi kanunlarına göre beyan üzerinden alınan vergilerin tarh ve tahakkuk ettirildiği belgedir.

Vergi sistemimizde beyan üzerinden alınan vergilerin tarh ve tahakkuk ettirilmesi, tahakkuk fişi ile gerçekleştirilir. Buna “tahakkuk fişi esası” denir. Bu esasa göre, vergi dairesince beyannamenin alınması üzerine bir tahakkuk fişi düzenlenir ve bunun bir nüshası mükellefe veyahut beyannameyi mükellef namına vergi dairesine tevdi edene verilir. Tahakkuk fişinin mükellefe verilen nüshası aynı zamanda beyannamenin makbuzu yerine geçer. Gerekli görüldüğünde beyana dayanan vergi tahakkuk fişi yerine ihbarname ile tebliğ olunabilir.

Tahakkuk fişinde; fişin sıra numarası, düzenleme tarihi, verginin türü, beyannamenin tarihi, vergilendirme dönemi, mükellefin adı ve soyadı (tüzel kişilerde ünvanı), mükellefin açık adresi, verginin matrahı, hesabı ve miktarı ile vergi mahkemesinde dava açılması ve düzeltme ile ilgili hükümlere ait kısa bilgi bulunur.

Tahakkuk fişi kesin sonuçlar doğurur. Vergi beyannamesini ilgili vergi dairesine tevdi eden kimsenin kendisine verilen tahakkuk fişini almaması, beyannamede yazılı matrah üzerinden tarhı gereken verginin tahakkukuna engel olmaz. Bu takdirde tahakkuk fişinin mükellefe verilecek nüshası kapalı bir zarf içinde, mükellefin beyannamede gösterdiği adresi posta ile gönderilir.

Beyannamenin elektronik ortamda gönderilmesi halinde tahakkuk fişi elektronik ortamda düzenlenir ve mükellef veya elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi verilmiş gerçek veya tüzel kişiye elektronik ortamda iletilir. Bu ileti, tahakkuk fişinin mükellefe tebliği yerine geçer. (VUK m. 25-28)

11- Tahsil: Mükellefin vergi borcunu ödemesi sonucu devletin vergi alacağını ortadan kalkmasıdır.

Vergi Usul Kanunu’nun 23. maddesinde, “vergi kanuna uygun surette ödenmesi” olarak tanımlanmıştır. Vergilendirme işlemi genel olarak dört aşamadan geçerek tamamlanır. Tarh, tebliğ ve tahakkuk aşamasından sonra son aşama verginin tahsilidir. Tahsil; vergi borçlusu tarafından yapılan ödemenin, idari işlem olarak alacaklı idare açısından ifadesidir. Her vergi kanununda ödemenin ne zaman ve nasıl yapılacağı konusunda hükümler vardır. Verginin normal yollarla vergi dairesine ödenmemesi durumunda ise cebren takip ve tahsil yoluna gidilmesi söz konusu olmaktadır.

 

12- Re’sen Vergi Tarhı

Vergi Matrahının tamamen veya kısmen defter kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde, takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah farkı üzerinden vergi tarhı olunmasıdır (VUK m. 30).

13- Vergi İhbarnamesi

İkmalen ve re’sen tarh edilen vergilerin ilgilisine bildirilmesini sağlayan ve üzerinde yasal olarak zorunlu bir takım bilgilerin yer aldığı yazılı belgedir.

İhbarnamede sıra numarası ve düzenlenme tarihi, verginin türü ve miktarı, mükellefin adı ve soyadı, açık adresi, vergilendirme dönemi, vergi matrahı ve hesaplanması, kısaca ikmalen veya re’sen vergi tarhını gerektiren sebepler, vergi mahkemesinde dava açma süresi ve şekli yazılı olarak bulunmak zorundadır. Türü ve doğuşu ayrı olan vergiler için ayrı ihbarname düzenlenir ayrıca takdir komisyonu kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın ve re’sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer sureti ihbarnameye eklenir. Vergi Hukukunda ihbarnameler, vergi, ceza ve komisyon kararları üzerine düzenlenenler olmak üzere üç tiptir.

14- Takdir Komisyonu

Yetkili makamlarca istenilen matrah ve servet takdirlerini yapmakla görevli vergi idaresi ile mükellef kesiminin temsilcilerinden oluşan sürekli ya da geçici komisyondur. Takdir komisyonlarının oluşumu, görev ve yetkileri Vergi Usul Kanunu’nun 72 ila 76. maddelerinde düzenlenmiştir. Takdir komisyonu, illerde defterdarın, ilçelerde mal müdürünün (müstakil vergi dairesi olan ilçelerde ilgili vergi dairesi müdürünün) veya bunların tevkil edecekleri memurların başkanlığı altında ilgili vergi dairesinin yetkili iki memuru ile mesleki kuruluşlarca mükellefler arasında seçilmiş iki üyeden oluşur. Emlak vergisine esas olacak asgari ölçüde birim değerlerini belirlemek takdir komisyonlarının görevidir. Ayrıca gerektiğinde her mükellef için ayrı ayrı re’sen, ikmalen veya idarece matrah tespit edilmesi de takdir komisyonlarının görevleri arasındadır. Takdir komisyonu takdir görevini yaparken takdir sebeplerinin bulunup bulunmadığını incelemez. Yalnız hatalı gördüğü işlemlerde ilgili vergi dairesini yazı ile uyarır.

Takdir komisyonları görevleri dolayısıyla inceleme yetkisini haizdir. Ayrıca servetleri, sınai hakları ve telif haklarını, imtiyazları, madenleri, eski eserleri ve sanat eserlerini değerlemede bilirkişiye başvurma yetkisi de vardır. Diğer taraftan takdir komisyonuna katılan üyelerin Vergi Usul Kanunu’nun 5. ve 6. maddelerinde öngörülen vergi mahremiyeti ve buna ilişkin yasaklara uyma yükümlülüğü de vardır. Vergi idaresinin takdir komisyonu kararlarını değiştirme yetkisi yoktur; ancak bu kararlara karşı dava açabilir.

15- Vergi Hatası:

Vergiye ilişkin hesaplarda veya vergilendirme de yapılan hatalar yüzünde haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır.

Vergi hatasından söz edebilmek için yapılan hatanın, vergi miktarını etkilemesi gereklidir. Ortada açık bir biçimde vergi miktarında fazlalık veya eksiklik ya da vergi yükümlülüğün saptanmasında neden olan yanlışlıklar bulunmalıdır. Vergi hataları, hukuki uyuşmazlıktan farklı olarak kolay görülebilen, açık ya da basit yanlışlıklardır. Hukuki uyuşmazlık da ise tartışma vergilendirme işleminin özüne ilişkindir. Bu İtibarla vergi hatalarının, öncelikle yargı yoluna gidilmek sizin başvuru üzerine ya da resen idarece düzeltme yoluyla giderilmesi mümkündür. Vergi hataları hesap hataları ve vergilendirme hataları olarak ikiye ayrılır.

16- Yoklama:

Mükellefleri ve mükellefiyetle ilgili maddi olayları, kayıtları ve mevzuları araştırmak ve tespit etmek amacıyla yapılan araştırmadır.

İşe başlamanın işyerinde tespit edilmesi, işi bırakma bildiriminin doğruluğunun yine işyerinde araştırılması, mükellefler tarafından işyeri adresi olarak bildirilen adreslerin doğru olup olmadığının soruşturulması, bir gayrimenkulün kiraya verilip verilmediği hususlarının saptanması genel olarak yoklama işleminin konusuna girmektedir. Yoklama ile tespit edilecek diğer konular arasında ödeme kaydedici cihaz kullanma zorunluluğuna uyulup uyulmadığı, belgesiz mal bulunup bulunmadığı, defterlere usulüne göre kayıt yapılıp yapılmadığı, işyerinde ödeme kaydedici cihaz asılıp asılmadığı, taşıtlarda gerekli belgelerin (yolcu listeleri, fatura, sevk irsaliyesi, yolcu bileti vb.) bulunup bulunmadığı gibi hususlarda yer almaktadır.

Yoklama; vergi dairesi müdürleri, yoklama memurları, yetkili makamlar tarafından yoklama işi ile görevlendirilenler ve vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından yapılır. Yoklama yapanlar yoklama yetkilerini gösteren resmi belgeyi, kendilerinden sorulmasa bile nezdinde yoklama yaptıkları kimseye göstermek zorundadırlar.

Yoklama her zaman yapılabilir. Yoklamanın ne zaman yapılacağı ilgiliye haber verilmez. Yoklama neticeleri tutanak mahiyetinde olan “yoklama fişine” geçirilir. Bu fişler yerinde iki nüsha düzenlenerek tarih atılır; nezdinde yoklama yapılan bulunursa, bu kişiye veya yetkilisine imza ettirilir; bunlar bulunmaz veya imzadan çekinirlerse keyfiyet fişe yazılır ve yoklama fişi jandarma, muhtar ve ihtiyar heyeti üyelerinden birine imzalatılır.

Yoklama fişlerinin birinci nüshası yoklaması yapılan kişi veya yetkili kişiye bırakılır. Bunlar bulunmazsa bilinen adresine 7 gün içinde posta ile gönderilir. Yoklama fişlerinin ikinci nüshaları vergi dairesine tevdi edilir. Vergi uygulamalarının gerektirdiği hallerde yoklama fişi yerine yoklama cetvelleri kullanılabilir. (VUK m. 127-133)

17-    Hesap Dönemi:

Birinci Anlam:  Muhasebe dönemi. Hesap devresi. İşletme faaliyetlerinin ve bu faaliyetlerin yol açtığı etkilerin tespiti için kabul edilen süre. Birbirini izleyen iki bilanço (dönem başı ve dönem sonu bilançoları) arasındaki zaman dilimi.

Aynı zamanda mükellefiyet dönemi işlevi gören hesap dönemi, muhasebe kayıtlarının açılış ve kapanış tarihlerinin tespitini de sağlar. Kayıtlar hesap dönemi sonunda kapatıp ve müteakip dönemin başında açılır.

Hesap dönemi normal olarak bir takvim yılı olmakla birlikte Vergi Usul Kanunu’nun 174. maddesi gereğince bu dönem, bazı mükelleflerin (bazı tarım ürünlerini belli dönemlerde toplayıp satan zirai işletmeler, öğretim dönemine bağlı olarak faaliyet yoğunluğu değişen özel okullar gibi) faaliyet ve işlemlerinin mahiyetine uygun olmayabilir. Bu gibi mükellefler Maliye Bakanlığına mütacaat ederek kendileri için özel hesap dönemi tespit edilmesini isteyebilirler. Özel hesap dönemi tayin edilen mükelleflerin kazançları, hesap dönemlerinin kapandığı takvim yılının kazancı sayılır.

Yeniden işe başlama veya işi bırakma hallerinde de bir yıldan az olan hesap süresi de hesap dönemi sayılır. Bir yıldan az olan bu gibi hesap dönemlerine kıst hesap dönemi denilir.

Kurumlar vergisine tabi işletmelerde faaliyetin durdurulması halinde hesap dönemi kapatılarak tasfiye dönemi başlar. Adi ortaklıklarda da yeni bir ortağın girmesi ya da ortaklardan birinin çıkması halinde hesap dönemi kapatılır ve yeniden açılır. Kolektif şirketlerde ortaklardan birinin ya da adi komandit şirketlerde komandite ortaklardan birinin ölümü halinde de (veraset ve intikal vergisi açısından) ölüm tarihi itibariyle hesap dönemi kapatılarak yeniden açılır.

Hesap döneminin son günü aynı zamanda envanter gününü ifade eder. Bu bakımdan hesap dönemi envanter devresi olarak da adlandırılır. Envanterinde asıl amacı, hesap dönemi sonundaki mevcutların, alacakların ve borçların tutarlarını tespit etmektir. Diğer yandan Vergi Usul Kanunun Üçüncü Kitabında ayrıntılarıyla açıklandığı üzere mükellefler, işletmeye ait kıymetleri, her hesap döneminin son gününde değerlemeye tabi tutacaklardır.

 

İkinci Anlam: İki bütçe arasındaki zaman devresi.

Mali yıldan farklı olan hesap dönemi, saymanlıklarda mali yılın bitiminden önce tamamlanamayan bazı işlemlerin(avans mahsubu gibi) sonuçlandırılması için gerekli olan süreyi de kapsar. Mahsup dönemi olarak tanımlanan ve 1 ay olarak belirlenen bu süre ile birlikte hesap dönemi 13 aylık bir dönemi kapsar.

18- Bilanço Günü:

Envanter ve bilançonun çıkarıldığı gün. Hesap döneminin son günü.

19- Envanter:

Bir işletmenin belirli bir tarihteki aktif ve pasif kıymetlerinin miktarını içeren cetveldir.

Envanter en az yılda bir defa olmak üzere belirli dönemlerde çıkarılır. Bilanço hesabına göre defter tutan birinci sınıf tüccarlar hesap dönemi sonunda envanter çıkarmak zorundadırlar.

Vergi Usul Kanunu’nun 186. maddesine göre envanter çıkarmak; bilanço günündeki mevcutları, alacakları ve borçları saymak, ölçmek, tartmak ve değerlemek suretiyle kesin bir şekilde ayrıntılı olarak tespit etmektir. Ticari teamüle göre tartılması, sayılması ve ölçülmesi mutat olmayan malların değerleri tahminen tespit olunur.

Vergi Usul Kanunu’nun 185. madde hükmüne göre envanter, işe başlama tarihi ve her hesap dönemi sonunda olmak üzere iki kez çıkarılır ve envanter defterine kaydolunur. Öte yandan, aynı Kanun’nun 190. madddesi uyarınca Maliye Bakanlığından izin alan büyük sınai işletmeler iki veya üç yılda bir envanter çıkarabilirler.

İlke olarak yükümlüler, tüm mevcut alacak ve borçlarını envantere dahil etmek zorundadırlar.

20- Bilanço:

Finansal durum tablosudur.

Bir işletmenin sahip olduğu varlıklar ile bu varlıkların sağladığı kaynakların özeti.

İşletmenin dönemki karı ya da zararı bilançodan anlaşılır. Bilanço aktif ve pasif olmak üzere iki taraftan oluşur. Aktif tarafında, işletmenin mevcut ve alacaklarından oluşan varlıkları, pasif tarafında ise bu varlıkların hangi kaynaklardan elde edildiğini gösteren işletme borç ile öz kaynaklar gösterilir. Çift taraflı hesap sisteminin gereği olarak aktif bir pasif taraflar birbirine eşit olmak zorundadır. Çünkü bir işletme ne kadar kaynak sağladıysa o kadar varlık sahip olacaktır.

Bilançonun aktif ve pasifinde yer alan varlık ve kaynak kalemlerinin dizilişi bilançonun biçimsel yapısını oluşturur. Bilançonun kendisinden beklenen amacı gerçekleştirebilmesi için aktif ve pasif taraflardaki hesaplar belirli bir sisteme göre sıralanmalıdır. Genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine göre bilançolarda yer alacak hesaplar, aktifte; en likit kıymetten en az likit kıymete doğru, pasifte; borçlardan öz kaynaklara doğru sıralanmalıdır.

Vergi kanunlarına uygun olarak hazırlanan bilançoya mali bilanço, Türk Ticaret Kanunu hükümleri esas alınarak işletmenin özelliklerine ve işletme yönetiminin amaçlarına göre hazırlanan bilen bilançoya da ticari bilanço denir. Ticari bilanço düzenlenirken ayrıca vergi kanunlarının ilgili hükümleri (vergi esas matrahın hesaplanmasını ilişkin) de dikkate alınmışsa tek bilanço yapılır. Böylece, aynı bilanço üzerinden hem ticari hem de mali kar veya zararı tespit etmek olanaklı hale gelir.

Vergi Usul Kanununun 192. Maddesine göre; bilanço envanterde gösterilen kıymetlerin tasnifli ve karşılıklı olarak değerleri itibariyle tertiplenmiş özetidir. Bilançonun aktif ve Toplamı ile borçlar arasındaki fark, müteşebbisin işletmeye konu varlığını (öz sermaye) oluşturur. Gelir Vergisi kanununun 38. Maddesine göre de; bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonra sonunda ve başındaki değerleri arasındaki olumlu farktır. Dönem içinde işletme sahibi tarafından işletmeye eklenen değerler ufaktan indirilir, işletmeden çekilen değerler ise bu farkı eklenir.

Bilançoların resmi dairelere (vergi dairesi gibi) ve bankalara ibraz edilen nüshaları maktu damga vergisi ne tabidir.

21- Fatura:

Satılan mal veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere malı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen belgedir.

Fatura muhasebe kayıtlarının temelini oluşturur ve vergi hukukunda ispat aracı olarak kullanılan belgelerin başında gelir. Faturada mutlaka bulunması gereken asgari bilgiler şunlardır: Faturanın düzenleme tarihi, seri ve sıra numarası, faturayı düzenleyenin ve müşterinin adı, varsa ticaret ünvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası, malın veya işin türü, miktarı, fiyatı ve tutarı, satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası. Bu bilgiler faturada bulunası gereken zorunlu bilgilerdir. Vergi Usul Kanununun 230. maddesi uyarınca, bunlardan birinin veya bir kısmının düzenlenen bir faturada bulunmaması halinde fatura hiç düzenlenmemiş sayılır.

Faturalar, birbirini takip eden sıra numaraları dahilinde ve en az bir asıl ve bir örnek olmak üzere iki nüsha düzenlenir. Faturaların baş tarafında iş sahibinin veya onun tarafından imzaya yetkili olan kişinin imzası bulunur. Malın teslimi veya hizmeti yapıldığı tarihten itibaren en çok on gün içinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır. Faturayı düzenleyen müşterinin adı ve soyadı ile bağlı olduğu vergi dairesi hesap numarasının doğruluğundan sorumludur.

22- Amortisman:

Bir işletmeye satılmak üzere değil, birden fazla dönemde kullanılmak üzere satın alınmış sabit varlıkların değerlerinde fiziksel, teknolojik ya da hukuksal nedenlerle meydana gelen değer kayıplarının saptanması ve muhasebeleştirilmesi.

“Yavaş yavaş öldürme” anlamına gelen amortismana ilişkin süreler, genel olarak sabit varlıkların ekonemik ömürleri ile sınırlıdır. Amortisman, sabit varlığın kullanılabildiği ve yararlı olduğu süre boyunca ayrılır. Bu işlem, üretimin maliyetinin saptanması ve ayrıca belli bir dönemde işletmenin mali performansının değerlendirilmesi açısından önemlidir.

Gayrimenkuller, gayrımenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetler, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmleri amortismanın konusuna girer. Boş arazi ve arsalar aşınma ve yıpranmaya maruz kalmadıkları için amortismana tabi tutulamaz. Ancak, tarım işletmelerinde meydana getirilen meyvalık, dutluk, fındıklık, zeytinlik ve güllüklerle incir bahçeleri ve bağlar gibi tarım tesisleri ile işletmede inşa edilmiş olan her nevi yollar ve haklar amortismana tabi tutulur.

Bir iktisadi varlığın amortismana konu olabilmesi için; işletmenin aktifine girmiş olması, işletmede bir yıldan uzun süre kullanılması, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda amortismana konu olan varlıklar arasında sayılması ve yıpranmaya, veya kıymetten düşmeye maruz kalması gerekir.

23- Vergi ziyaı  (Vergi kaybı):

Mükellefin veya vergi sorumlusunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında veya hiç yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi ya da noksan tahakkuk ettirilmesidir (VUK m. 341).

Şahsi, medeni haller veya aile durumu hakkında gerçeğe aykırı beyanlar ile veya sair suretlerle de vergi noksan tahakkuk ettirilmesine veya haksız yere vergi verilmesine sebebiyet vermek de vergi ziyaı hükmündedir.

Yukarıda belirtilen durumlarda verginin sonradan tahakkuk ettirilmesi ya da tamamlanması veyahut haksız iadenin geri alınması ceza uygulanmasına engel teşkil etmez

24- Defterikebir:

Büyük defter.

Bilanço esasına göre tutulan defterlerden biridir. Yevmiye defterine geçirilmiş olan işlemleri buradan alarak usulüne göre hesaplara dağıtan ve sistematik olarak bu hesaplarda toplayan defterdir (VUK m. 184).

25- Vergi İncelemesi:

Ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacıyla incelemeye yetkili olanlar tarafından, incelemeye tabi olanların defter kayıtları, belgeleri ve envanteri üzerinde yapılan ayrıntılı araştırmadır.

İnceleme ile ilgili hususlar Vergi Usul Kanunu’nun 134-141. maddelerinde düzenlenmiştir. İnceleme elemanınca gerek görüldüğü takdirde inceleme, işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin fiili envanterinin yapılmasına ve beyannamelerde gösterilmesi gereken unsurların araştırmasını da kapsayabilir. Vergi incelemesi ile ayrıca ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırılıp, tespit edilerek vergi mükellef ve sorumlularının doğru vergi ödemeleri de sağlanır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili elemanlar, inceleme konusu vergi ile ilgili gerçek matrahı; kayıt ve belgelerin yanı sıra mükellefin fiili durumunu araştırıp incelemek suretiyle de tespit edebilirler.

26- Özel Usulsüzlük:

Fatura ve benzeri evrak verilmemesi ve alınmaması ile Vergi Usul Kanunu’nda öngörülen diğer şekilde usul hükümlerine uyulmamış olması nedeniyle kesilen usulsüzlük cezasıdır. Her bir özel usulsüzlük fiili için ayrı ayrı para cezası öngörülmüştür.

Özel usulsüzlük cezasının kesilmesini gerektiren nedenler Vergi Usul Kanunu’nun 353. maddesinde sayılmıştır. Yine aynı Kanun’un 355. ve mükerrer 355. maddesinde özel usulsüzlük cezası kesilmesini gerektirecek nedenler belirtilmiştir.  Bu nedenlerden bazıları şunlardır:

Anılan madde hükümlerine yazılı usulsüzlükler sonucunda vergi ziyaı da meydana geldiği takdirde bu ziyaın gerektirdiği vergi cezaları ayrıca kesilir ve bu cezalar hakkında Vergi Usul Kanunu’nun 336. madde hükmü uygulanmaz.

27- Vergi Kaçakçılığı:

Mükellef veya vergi sorumlusu tarafından kasten vergi ziyaına sebebiyet verilmesidir.

Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek veya bunları bilerek kullanmak, belgeleri tahrif etmek, asıllarına uygun olmayan belge ve suretler düzenlemek, vergi kanunlarına göre tutulması zorunlu olan defterlerin sayfalarını yok ederek yerlerine başka yapraklar koymak veya hiç yaprak koymamak kaçakçılık suçu kapsamına giren VUK’un 359. maddesine sayılan fiillerden bazılarıdır. VUK’un 359. maddesindeki seçimli hareketli fiillerin ağırlığına göre farklı sürelerle hapis cezası öngörülmüştür. Ayrıca kaçakçılık sayılan fiilleri yapan mükelleflere veya vergi sorumlularına kaçırdıkları verginin 3 katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilir.

28- Vergi Mahremiyeti:

Vergi işlemleri ve incelemeleri ile uğraşan memurların, vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’da görevli olanların, vergi kanunlarına göre kurulan komisyonlar iştirak edenlerin, vergi işlerinde kullanılan bilirkişilerin görevleri nedeniyle edindikleri bilgileri gizli tutmak zorunda olmalarıdır.

Yukarıda anılan kişilerin görevleri dolayısıyla, mükellefin ve mükellef ile ilgili kimselerin şahıslarına, işlem ve hesap numaralarına, işlerine, işletmelerine, servetlerine veya mesleklerine ilişkin olarak öğrendikleri sırları ve gizli kalması gereken diğer hususları açıklamaları, kendilerinin veya üçüncü şahısların lehlerine kullanmaları yasaklanmıştır. Bu yasak yukarıda belirtilen kişiler görevlerinden ayrılsalar dahi devam eder. Ancak mükelleflerin vergi tarhına esas olan beyanları, kesinleşen vergi ve cezaları ile vadesi geçtiği halde ödenmemiş bulunan vergi ve ceza miktarları Maliye Bakanlığınca açıklanabilir (VUK m. 5).

Vergi mahremiyetinin ihlali, vergi suçlarından birini oluşturur. Vergi mahremiyetine uymak zorunda olan kimselerden bu mahremiyeti ihlal eden edenler, Türk Ceza Kanunu’nun 239’uncu maddesi hükümlerine göre cezalandırılır (VUK m. 362).

29- Vergi Ehliyeti:

Vergi kanunları bakımından mükellef veya vergi sorumlusu olabilme.

Bir kimsenin vergi mükellefi olabilmesi için kanuni ehliyet, başka bir değişle medeni hakları kullanma ehliyetine bulunması şart değildir. Küçükler ve kısıtlılar gibi medeni hakları kullanma ehliyeti olmayan kimselerin de vergi mükellefi ve sorumlusu olmaları mümkündür. Küçük ve kısıtlıların vergi mükellefi ve sorumlusu olmaları halinde, bunları düşen ödevler kanuni temsilcileri (veli veya vasi) tarafından yerine getirilir.

Vergi Usul Kanunu’nun 9. maddesine göre, vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasak edilmiş bulunması mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmaz.

30- Mütezayit Vergi - Müterakki vergi: (Graduated Tax)

Kademeli vergi, artan oranlı vergi.

Gelir vergisine tabi matrah yükseldikçe vergi oranının da arttığı vergileme türü. Artan oranlar, özellikle gelir ve servet vergilerinde uygulanmaktadır.

31- Vergi Müfettişi: (Tax Inspector)

Vergi Usul Kanunu ve diğer gelir kanunları kapsamında vergi incelemeleri yapmakla görevli olan denetim elemanı. Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu bünyesinde doğrudan maliye bakanına bağlı olarak çalışırlar. Maliye Bakanlığının farklı denetim birimlerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Geçmişte denetim yapmaya yetkili olan “maliye müfettişi”, “hesap uzmanı”, “gelirler kontrolörü” ve “vergi denetmeni” unvanları, 10.07.2011 tarihli ve 27990 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 646 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile tek bir unvan altında birleştirilmiş ve vergi müfettişi olarak adlandırılmıştır.  Vergi Usul Kanunu ve diğer gelir kanunları kapsamında vergi incelemeleri yapmak ve Vergi Denetim Kurulu bünyesinde

32- Veraset ve intikal vergisi: (inheritance and gift tax)

Servet unsurlarının ölüme bağlı olarak veya ivazsız intikal yolu ile el değiştirmesinden alınan vergi.

-Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunan bir şahıstan diğer bir şahsa intikal eden bütün mallar (bu mallar nerede bulunursa bulunsun),

- Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetini haiz şahıslara yabancı memleketlerden intikal eden mallar,

- ölenin veya tasarrufu yapanın ve kendisine intikal vâki olan şahsın tabiiyetleri, ikametgahları, nerede bulunursa bulunsun Türkiye'de bulunan mallar,

- Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetini haiz bir şahıstan, Türkiye'de ikametgahı bulunan yabancı bir şahsa intikal eden Türkiye dışındaki mallar, veraset ve intikal vergisinin konusunu teşkil etmektedir (VİVK m. 1).

Veraset ve intikal vergisi, intikal eden mal ve hakların menşei esasını aramakla beraber tabiiyet ve ikametgah esaslarını da dikkate almıştır. Bu esasa göre, intikal eden mallardan Türkiye dışında bulunanlar, yalnız Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunan şahıslara veya Türkiye'de yerleşik bulunan yabancılara intikal etmesi halinde verginin konusuna girmektedir. Buna göre, ölüm tarihinde Türkiye'de ikamet eden ve ecnebi tabiiyetini haiz bulunan şahıslardan, Türkiye'de ikametgahı bulunsa bile, yabancı tabiiyetini haiz şahıslara intikal eden Türkiye dışındaki mallar veraset ve intikal vergisinin konusu dışında bulunmaktadır.

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’na göre vergiyi doğuran olay, bir şahıstan diğerine veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir tarzda mal intikal etmesidir. Kanuna göre, ivaz karşılığı olmayan bütün intikaller bu verginin konusuna girmektedir.

Çeşitli muafiyet ve istisnaları yer verilmiş olan bu verginin mükellefi, veraset yoluyla veya ivazsız bir tarzda mal iktisap eden kişidir. Vergi, beyan üzerine tarh olunur. Verginin matrahı, intikal eden malların Vergi Usul Kanunu’na göre bulunan değerleridir. İktisap edilen malların diğerinden kanunda yazılı borçlar ve masraflar düşüldükten sonra vergilendirilecek değer bulunur.

33- Hesap devresi

Bkz. hesap dönemi. (ing. = Account period)

(Daha önce gönderdiğim listede hesap dönemi açılanmıştı)

 

34- Vergi levhası: (Tax signboard)

Vergi tarhına esas olan kazanç tutarları ile bunlara isabet eden vergi miktarlarını gösteren şekil ve içeriği Maliye Bakanlığınca belirlenen belgedir.

6111 sayılı Kanunun 82’nci maddesiyle, VUK’un 5’inci maddesinde yer alan vergi levhasının “asılması zorunluluğu”, “bulundurma zorunluluğu” şeklinde değiştirilmiş ve bu değişiklikle vergi levhasının asılma zorunluluğu kaldırılmıştır.

Ticari kazanç sahipleri, Gelir Vergisi Kanunu’nun 52’nci maddesinin altıncı fıkrasında sözü edilen yazıhaneyi açmış olan zirai kazanç sahipleri, serbest meslek erbabı, adi ortaklık, kolektif ve adi komandit şirket şeklindeki işletmelerde her bir ortak için ayrı ayrı, anonim şirketler, limited şirketler, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler vergi levhası almak mecburietindedir.

Vergi levhasında mükellefin aşağıdaki bilgileri yer alır:

- Adı ve soyadı,

- Ticaret unvanı,

- İş yeri adresi,

- Vergi kimlik numarası,

- Bağlı bulunduğu vergi dairesi,

- Vergi türü,

- İşe başlama tarihi,

- Ana faaliyet kodu ve faaliyet türü,

- Faaliyet durumu (faal, terk, tasfiye halinde),

- Beyan edilen son üç yıla ait matrahlar ve bu matrahların ait olduğu takvim yılı için tahakkuk eden vergiler,

- Gelir İdaresi Başkanlığı bilgi işlem sistemi tarafından üretilecek onay kodu.

35- Finansman Kanunu: (Financial Law)

10.8.1970 tarihli ve 13575 sayılı Resmi Gazete yayımlanan, 29.07.1970 tarihli ve 1318 sayılı Kanun.

Kanun hala yürürlükte olmakla birlikte, süreç içinde birçok maddesi, başta 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu olmak üzere çeşitli kanunlarla yürürlükten kaldırılmıştır.

Kanun ile motorlu taşıtlar, ses cihazları ve levazımı, fotoğraf ve sinema makineleri, televizyon gibi mallarla zaruri ihtiyaçlara hitap etmeyen bir kısım hizmet ve emtia işletmelerinin mükelleflerin gelir seviyeleri ile orantılı olarak vergilendirilmesi amaçlanmıştır. Gider vergilerinin kapsamına bazı yeni maddeler alınmış, bina ve inşaat konut ve işyeri birimlerinin yüzölçümlerine göre uygulanacak artan oranlı bir tarife ile gider vergisine tabi tutulmuştur. Ayrıca yüksek gelir gruplarına hitap ettiği kanaatine varılan otomobil v.s. araç alımlarını konusu içinde alan taşıt alım vergisi ve Spor-Toto oyunundan vergi alınması öngörülen hükümler bu kanun ile yürürlüğe girmiştir.

36- Vergi iadesi: (Tax Refund)

İdari, sosyal ve ekonomik nedenlerle ve adil bir vergi uygulaması gerçekleştirmek amacıyla, mükelleflere, kendilerinden daha önce alınmış olan vergilerin kısmen veya tamamen geri verilmesidir.

37- Karaparanın aklanması (Money Laundering)

Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkarmak veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tabi tutmak.

Karaparanın aklanması terimi ilk olarak 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun’da düzenlenmiş ve suç olarak tanımlanmıştır.

Kanundaki tanıma göre karapara aklama suçu; mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 296’ncı maddesinde belirtilen haller haricinde,

-        1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanundaki,

-        6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanundaki,

-        2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanundaki,

-        2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında Kanundaki,

-        213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359’uncu maddesinin (b) fıkrasındaki,

-        4389 sayılı Bankalar Kanununun 22’nci maddesinin (4) numaralı fıkrasındaki,

-        2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 47’nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (1) ila (7) numaralı alt bentlerindeki,

-        Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından tasfiyeye tabi tutulan bankalara dair iflas ve konkordatoya ilişkin olarak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 333’üncü maddesindeki,

-        765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki Devletin Şahsiyetine Karşı İşlenen Cürümler ve aynı Kanunun 179, 192, 211 ila 220, 264, 316, 317, 318, 319, 322, 325, 332, 333, 335, 339, 341, 342, 345, 350, 403, 404, 406, 435, 436, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 504 ve 506’ncı maddelerindeki,

fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen karaparanın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiillerdir.

4208 sayılı Kanun, 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun ile 18.10.2006 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.

4208 sayılı Kanunda “karapara “ ve “karapara aklama”, 5549 sayılı Kanunda ise “suç geliri” ve “suç gelirlerinin aklanması” terimleri kullanılmış ve 5549 sayılı Kanunda “Suç geliri”; “Suçtan kaynaklanan mal varlığı” olarak tanımlanmıştır. Ayrıca 5549 sayılı Kanun’da, karapara aklama suçu ve cezasına dair bir tanıma veya düzenlemeye yer verilmeyip 5237 sayılı TCK’nın “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” başlıklı 282. maddesine atıf yapılmıştır.

 

Uzman Avukata Hemen Sor !